insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2024 Pazar

Önce Kendimizi Sevmeliyiz, Peki Bunun Önemini Biliyor muyuz?

                         

            Geçen hafta tanık olduğum bir durumdan sonra kendimi bu durumu düşünmekten alıkoyamadım ve içten içe çok üzüldüm. Bir nebze rahatlamak için bu yazıyı yazmaya karar verdim...

        Üniversitede hazırlık okuyanlar bilir, haftada ortalama 18-25 saat İngilizce görürsünüz. Kimi zaman bu dersler becerilere göre ayrılmıştır; dil bilgisi, okuma-yazma ve dinleme-konuşma dersi gibi... Dili öğrenebilmek için ezber mantığından kurtulmak gerekir. Dolayısıyla yapıları, kullanımları hangi anlamda, hangi durumda kullanmalıyız bunun mantığını kavramak önemli hale geliyor. Şimdiki kitaplar da eski kitaplardan oldukça farklı, İletişimsel Dil Öğretimi yani Communicative Language Teaching ön planda tutuluyor. Bu durumdan dolayı da öğrencilerin konuşabileceği pek çok gündelik hayatla ilgili sorular bu kitapların içinde yer alıyor. Bu sorular ünite başlangıcında, ortasında veya sonunda öğrencilerin cevaplarken öğrendikleri dil bilgisi kurallarını pekiştirmeleri için onlara önemli bir fırsat sunuyor. 

10 Aralık 2023 Pazar

Fazla Mütevazılık Değerimizi Düşürür mü?

        Merhabalar herkese! Bu sefer dan diye konuya gireceğim, affola! Sizce fazla mütevazılık kendi değerimizi düşürür mü yoksa yükseltir mi? Mesela aynı başarıya sahip iki birey düşünelim. İkisi de aynı işi yapıyor ve aynı şekilde kariyer basamaklarında emin adımlarla ilerliyor ama aralarında bazı farklar var. 

        Nedir bu farklar? Örneğin, A kişisi kendisi hakkındakileri sosyal medyada paylaşmaktan mutluluk duyan birisi, diğeri yani B kişisi ise yapısı gereği böyle şeyleri sevmiyor ve paylaşımda bulunmuyor. A kişisi her ortamda konular açıldıkça kendisiyle ilgili özelliklerini ve iyi yönlerini vurguluyor. B kişisi ise konusu geçince kendi özelliklerini saklıyor demeyelim de daha çekimser davranıyor yahut ağzının ucuyla "evet, ben de yapıyorum öyle şeyler!" diyerek farkında olmadan aslında konuyu geçiştiriyor. Sonra fark ediyor ki bir sohbet ortamında mesela, aslında A kişisinin üst düzey bir yeteneği yok kendisi kadar (yani B kişisi kadar) bahsi geçen konuda ama A kişisi daha ön planda çünkü her  zaman herhangi bir konu açıldığında kendinden emin olarak konuyla alakalı "yeteneklerinden" bahsediyor. 

12 Haziran 2023 Pazartesi

Bir İnsan Neden "Merhaba"ya Karşılık Vermez?

        


           Bazen gülümsediğimiz zaman bize gülümsemeyen insanlardan şikayet ederiz. Yani eğer siz de benim gibi güler yüzlü biriyseniz ve bunu kendinize alışkanlık haline getirmişseniz tanıdık olsun olmasın fark etmez, insanlara gülümsemekten kendinizi alıkoyamazsınız. Gülümsediğiniz zaman karşıdaki insanın da hafif bir gülümsemesi, dudak kenarlarının kıvrılması size öyle iyi hissettirir ki, o duyguyu bilir misiniz? Peki ya, tam tersi olduğunda? Siz gülümsediğinizde karşıdaki kişinin de bunu gördüğüne emin olduktan sonra ne hissedersiniz? Muhtemelen bir dizi düşünceler sarar sizi farkına varmadan... "Acaba neden gülümsemedi? Bir sorun mu var? Gülümsemek bu kadar mı zor canım? Alt tarafı bir gülümseyecekti yani ne vardı gülümseseydi" gibi... Sonra da "amaan canım neyse, belki görmemiştir ya da alışkın değildir" der avutursunuz kendinizi. 

15 Şubat 2019 Cuma

Merak ve Zamana Bırakma Sanatı

      

         İnsanoğlu, varoluş itibarı ile meraklı bir yapıya sahiptir, bazı şeyleri deneyimlemek ve sonucunu görmek ister. Bu merak sayesinde gelişen bilim dallarından biri de arkeolojidir. İnsanoğlu, kendinden önce yaşayan insanları ve diğer canlıları merak etmiştir. İster yüz yıl önce olsun ister bin yıl önce olsun Dünya üzerinde belli bir süre yaşamını sürmüş varlıkları bilmek ve onların hayatlarına dair ipuçlarını bulmak için yola çıkan insanların en büyük dürtülerinden biri meraktır. Merakın iç içe olduğu başka bir alan ise felsefedir, öyle ki Platon "Felsefe, merakla başlar." der. İnsanoğlu merak eder, düşünür, sorular sorar ve kendince bir sonuca ulaşır. 

18 Şubat 2017 Cumartesi

Gözlemlerimiz ve Hayatımıza Etkileri

   
      Biz insanoğlu doğamız gereği insanlarla iç içeyiz. Kendimizi dış dünyaya kapatmak istesek de bu biraz imkansızdır. Dışarıyla bağlantı kuran insan bir gün içinde sayısız insanla karşılaşır, yüzlerce davranış görür, farklı olaylarla karşılaşır. Bunlara ister istemez tanık olur ve bunun sonucunda da bilinçli ya da bilinçsiz olmak üzere bir fikre sahip olur. Çoğu zaman bunu habersizce ve otomatik olarak yapar. Mesela otobüste yaşlı birine yer vermeyen genci yerici bir bakış ile izleyebilir ve bundan habersiz olabilirsiniz, olaylar bir anda adeta refleksif olarak gelişmiştir, yani "eleştiri yapma üzerine düşünme" fırsatı dahi bulmamışsınızdır.

9 Şubat 2017 Perşembe

Kabullenmek(!)



Size acı ve keder veren bir şeyi kabullenmek ne kadar zamanınızı alır? Bakın unutmak demiyorum, çünkü bu mümkün olan bir şey değil, benim kastettiğim bu olguya alışmak, onunla barışık yaşamaya başlamak yani onu kabullenmek. Başka bir anlamda ise olguyu göz ardı etmeden tüm iyi ve kötü yanlarını masaya yatırıp düşünmek, bunları bilmek ve bunun geçmişte kaldığına inanarak daha doğrusu değiştirilemez olduğunu kabul ederek yaşamını sürdürmektir. Bu şuraya yazıp anlattığım kadar kolay değil maalesef. Bazen aylarımızı, belki de yıllarımızı alır. İlk başta bir şok evresi vardır, henüz olay yenidir ve sürekli onunla ilgili pişmanlık ya da üzüntü beyninizi kemirir. Burada değil olguyu kabullenmek olguya alışmayı dahi aklınızdan geçirmezsiniz, ki doğal olan da budur.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Bir Akşam Vakti


Bir trenin düdüğü çalıyor uzun uzun,
Uzak diyarlara ben geliyorum dercesine,
Karşıdaki dağların karları bizi selamlıyor,
Oysa burada güneş yüzümü yakıyor,
Manzara sık sık değişiyor,
Kimi tepelerin ardında evlerin ışıkları yanıyor,
Ağaçlar ufacık bir rüzgarda sallanıyor,
Bacalarından duman tüten evlerde kim bilir kimler yaşıyor,
Koyu bir sohbet öncesi soba üzerinde çay kaynıyor,
Biz ise bu koca kalabalık içinde yalnızız...

27 Aralık 2016 Salı

Yorgun Kelimeler Anlatıyor


Sen hiç bir zaman bilmedin, bilmeyeceksin de içimde kopan fırtınaları, denizimdeki dalgaları, sahilim kumdan mı yoksa çakıldan mı? Sen hiç bana kulaç attın mı ki? Yüzmekten korktun hep, yüzmeyi severdin oysa ki... Ne desem ne kadar anlatsam olmaz, yetmez, yetmeyecek de. Yazınca rahatlarım sanıyordum hep ve oluyordu da, ilk kez yazmak bile ümit vermiyor bana.

20 Aralık 2016 Salı

İçindeki Buzu Eritmek

 
İçindeki buzu erit, çünkü donuyorsun, donduruyorsun. Kime bu nefretin, kime bu öfken? Neye kızdın bu kadar? Hayat senden neleri aldı da taşa döndün? Herkes düşmanın mı senin? İnsanları sevmek bu kadar zor mu? Hır gür içinde mi yaşamak istersin yoksa her yerde açsın mı sevgi çiçekleri?

16 Mayıs 2016 Pazartesi

İki Ağacın Aşkı

     

Ben çorak bir araziydim, yıllar boyu yalnız başımaydım. Biraz ileride kocaman heybetli bir dağ vardı. Kış gelir dağı kara doyururdu, yaz gelir tepedeki karlar tahtını korurdu. Yazın, çimenliklerimde rengarenk açan çiçekler olurdu eskiden, çok eskiden. Sonbahar olur, her yerim sarıya boyanırdı ama yıllardır kuraklık peşimi bırakmamıştı. Ben de umudumu kesmedim hiç, eskisi gibi yeşilleneceğim günleri bekledim. Önümde uzun ince bir yol vardı, gelip geçen arabaları uzaktan görürdüm. Arabada kimler var, nereye giderler, nereden gelirler merak ederdim. Onlara göre ben, sıradan bir araziden farksızdım. Gel zaman, git zaman yıllar yılları kovaladı. Mevsimlerden kış oldu. Günlerdir hava bulutlu, sürekli kar yağıyordu. Yanı başımdaki heybetli dağ beyazlar içinde  gözüme daha büyük görünüyordu. Yükü ağırdı ve bence o da günlerdir üzerinde duran karları taşımaktan yorgundu. Dört-beş gün boyunca aralıksız kar yağdı. Sonra bir ara güneş açtı, hava ısındı, karlar eridi, eriyen karlar dağdan bana doğru geldi ve benim üzerimdeki karları da eritti. Uzun yıllardan sonra suya doyduğumu hissediyordum yeniden. Hava yavaş yavaş ısınıyordu. Bahar geliyordu, acaba bu kez her yanım çiçek açacak mıydı diye düşünürken bayram sabahına uyanan bir çocuk gibi heyecanlıydım. Yeşermeye başladım yavaştan, papatyalar açtım. Arılar geldi ziyaretime ama bir insanoğlu durup da bakmadı bana. Arabalar geçip gitti yanımdan. Gözüm uzaklara daldı, dağın arkasından güne veda eden kocaman turuncu güneşi izlerken ileride iki tane toy fidan gördüm. Onları ilk kez görüyordum. İkisinin arasında nereden baksan bir metre bile yoktu. Hava karardı, yıldızlar gökyüzünü kapladı, cırcır böcekleri canlandı ve uzaktaki arabalar vızıldarken doğa uykuya daldı. 


8 Kasım 2015 Pazar

Pencerendeki Mevsimler


Şöyle bir dönüp baktığımda güzeldi eski yıllar, güzeldi çocukluk. Acısıyla tatlısıyla geçmiş yıllar. Biz yılları kovalamışız, yıllar da bizi. Fark etmeden büyümüşüz, bulunduğumuz yerler değişmiş, tanıdığımız insanlara yeni insanlar eklenmiş, iyisini bulmuşuz bazen, bazen sinsisini. 

21 Nisan 2015 Salı

Bir Çiçek Bir İnsan


Çok yoğun geçen günün ardından ders biter bitmez kendimi yurda atmak için çırpınıyordum. Otobüs durağına ilk gelen arabaya bindim yüzümde bezmiş bir ifadeyle. Ne okulun eşsiz göl manzarası dikkatimi çekiyor ne de çevremdeki insanlar. Aklımdan geçen tek şey yurda gitmek ve güzelce dinlenmek. Otobüs her durakta durduğunda oflamalar, puflamalar artıyor. Sonra birden eski defterleri karıştırıyor aklım. İnsanlar bir bir geçiyor aklımdan.

Eskileer, yenileer...