hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2021 Cuma

Tren ve Gece

Arşivimi buldum a dostlar! 

------------------------------------------------------


En çok gece yapılan tren yolculuklarını severim,

İçerideki aydınlıktan dışarıdaki karanlıklara doğru bakarken kaybolmayı,

6 Aralık 2020 Pazar

Kendi Hikayeni Kendin Yaz!


En uzak tepenin ardında hayat canlanmaya başladı, güneşin kızıllığı sarı tepeleri aydınlattı. Nazlı yükselen güneş koyunları uyandırdı, küçük yavrular yerinde duramıyor, debeleniyordu. Biraz daha yükselen güneş sonunda tepenin diğer tarafına da yüzünü gösterdi. Toprak yavaştan ısınmaya başladı, güneş kızıllığını kaybediyordu. Evlerin duvarları kızıldan sarıya doğru renk geçişleri yapıyordu ki birazdan hepsi göz alıcı sarıya esir olacaktı. Horozlar da ötmeye başladı ve artık vakit tamamdı, uyanma  vakti. Yeni güne umutla uyandı, yarı doğrulduğu yatağında ellerini iki yana açarak esnedi, gerildi. Sabah mahmurluğunun onu etkisi altına almasına izin vermeden ivedi bir hamle ile yataktan kalktı. Günaydın diye bağırıp elini yüzünü yıkamaya gitti. Annesinin fırından yeni çıkardığı o taze sıcak köy ekmeğinin kokusu çoktan tüm evi sarmıştı. Sıcacık taze köy ekmeği... Neşeli bir şekilde mutfağa girdi. Koca ve kalın bir dilim kestiği ekmeğin üzerine sürdüğü yağ daha ekmeğin sonuna gelmeden sürer sürmez eridi, geriye köy tereyağının ekmek üstündeki sarı rengi kaldı. Üzerine başka bir şey sürmeksizin kocaman bir lokma ısırdı. Tüm ruhu minnet duygusuyla doldu. Hayatta olduğu için, sağlıklı olduğu için, yemek yiyebildiği için ve yiyebilecek bir şeyi olduğu için şükretti. Şükredecek ne çok şey vardı!

16 Mayıs 2016 Pazartesi

İki Ağacın Aşkı

     

Ben çorak bir araziydim, yıllar boyu yalnız başımaydım. Biraz ileride kocaman heybetli bir dağ vardı. Kış gelir dağı kara doyururdu, yaz gelir tepedeki karlar tahtını korurdu. Yazın, çimenliklerimde rengarenk açan çiçekler olurdu eskiden, çok eskiden. Sonbahar olur, her yerim sarıya boyanırdı ama yıllardır kuraklık peşimi bırakmamıştı. Ben de umudumu kesmedim hiç, eskisi gibi yeşilleneceğim günleri bekledim. Önümde uzun ince bir yol vardı, gelip geçen arabaları uzaktan görürdüm. Arabada kimler var, nereye giderler, nereden gelirler merak ederdim. Onlara göre ben, sıradan bir araziden farksızdım. Gel zaman, git zaman yıllar yılları kovaladı. Mevsimlerden kış oldu. Günlerdir hava bulutlu, sürekli kar yağıyordu. Yanı başımdaki heybetli dağ beyazlar içinde  gözüme daha büyük görünüyordu. Yükü ağırdı ve bence o da günlerdir üzerinde duran karları taşımaktan yorgundu. Dört-beş gün boyunca aralıksız kar yağdı. Sonra bir ara güneş açtı, hava ısındı, karlar eridi, eriyen karlar dağdan bana doğru geldi ve benim üzerimdeki karları da eritti. Uzun yıllardan sonra suya doyduğumu hissediyordum yeniden. Hava yavaş yavaş ısınıyordu. Bahar geliyordu, acaba bu kez her yanım çiçek açacak mıydı diye düşünürken bayram sabahına uyanan bir çocuk gibi heyecanlıydım. Yeşermeye başladım yavaştan, papatyalar açtım. Arılar geldi ziyaretime ama bir insanoğlu durup da bakmadı bana. Arabalar geçip gitti yanımdan. Gözüm uzaklara daldı, dağın arkasından güne veda eden kocaman turuncu güneşi izlerken ileride iki tane toy fidan gördüm. Onları ilk kez görüyordum. İkisinin arasında nereden baksan bir metre bile yoktu. Hava karardı, yıldızlar gökyüzünü kapladı, cırcır böcekleri canlandı ve uzaktaki arabalar vızıldarken doğa uykuya daldı.