19 Ekim 2018 Cuma

Sancı

Ayağımı hafiften yakan sıcacık kumda ilerliyorum, denize biraz daha yaklaşıyorum, burnumu bir yosun kokusu esir alıyor. Uzaklarda küçük bir dağı andıran ada beni karşılıyor. Bundan uzun zaman öncesinde babamla oraya kadar yüzmüştük de adaya kendimizi zor atmıştık, abartmıyorum belki iki saat adada geri dönüş için dinlenmek zorunda kalmıştık. Geri döndüğümüzde ise endişeden çılgına dönmüş annem bizi karşılamıştı. Zaman çabuk geçmiş derken sonunda ayağıma su dokunmaya başladı, o gidip gelen dalgalar ayağımı okşuyor. Bembeyaz köpükler ve ılık bir su. İyi ki buraya geldim. Yine adaya yüzer miyim? Hiç sanmıyorum. Biraz daha içeri girip öylece suyun ortasında duruyorum, bir kaç saniyeliğine gözümü kapatıyorum, hayır hiç bir şey hayal etmiyorum. Her yer karanlık, ta ki yüzümü güneşe dönünceye kadar, işte o anda siyahıma turuncu ve sarılar karışıyor, güneş beni aydınlatıyor, gözlerimi açmamakta ısrarcıyım ama bir saniyeliğine dengem bozuldu. Dalgaların da etkisiyle düşmekten kurtulamadım. Saçlarım kumlara ve suya karıştı, ara ara yüzüme çarpan dalgalar, beni ve tüm bedenimi esir aldı. Burada ne yaptığım hakkında hiç bir fikrim yok, tek bildiğim şey ise şuan ruhumu saran rahatlama hissi. Kollarımı ve bacaklarımı yana ayırıp aynı karın üstünde yaptığım gibi kendi izimi çıkartmak istedim ve tahmin edersiniz ki dalgalar izin vermedi. Ben çizdim onlar sildi, sadece bunları silecek güce mi sahipler yoksa ruhumdan da kiri pası silerler mi bilmiyorum. Biraz açılıp yüzmek üzere doğruldum ve ayağa kalktım. Denizin iç kısmına doğru yürüdüm ve sonrasında kendimi suyun üzerine bıraktım. Güneş yüzüme vuruyor, ılık su bedenimi okşuyor. Zihnimi biraz rahat bıraktım, beynimin sol köşesini bir şey kemiriyor adeta, odaklanamıyorum. Bu ses beni mahvediyor, bu kemirti... Gözümü açtım. Yataktayım, loş ışıklı bir odadayım. İleride bir kapı var. Yan tarafımda ise bir komidin, üzerinde de bir bardak su. Duvarlar siyaha boyanmış, tavan da öyle. Odadaki komidin ve yatak da öyle. Ne kadar iç karartıcı bir oda. Yavaştan doğruluyorum, kimin odası burası ve ben neredeyim bilmiyorum. Kapıya yöneldim fakat kilitli açılmıyor, anneme seslenerek kapıyı yumrukluyorum. Biri gelip beni buradan çıkartmalı. Ben buraya ait değilim. Sonunda biri geldi, anahtarın kapı kilidinin içinde dönüşünü hissettim, o sesi duydum ve kapı açıldı. Karşımda annem. Anne burası neresi, bu oda neden bu kadar karanlık diyecekken odaya döndüğümde ise birden karşımda kendi odamı buluyorum. Anne diye başlayan cümlem, sessiz bir dudak titremesiyle son buluyor. Donuk donuk bakıyorum anneme, o ise bana şefkatle ve sevgiyle bakıyor, sonra da arkasını dönüp gidiyor. O gidince birden oda kararıyor. Yere çöküyorum, başımı dizlerimin arasına alıyorum, ellerimi de ayak bileklerimin üzerine bağlıyorum. Ben kimim? Neredeyim? Daha sonra beyaz elbiseli biri elinde tabldot ile yemek getiriyor ve komidinin üzerine koyup, kapıyı çekip gidiyor, ben ise hala olduğum yerdeyim...

17 Temmuz 2018 Salı

This, that, these and those...

There the stars are there blinking eyes,
Here the flowers are here blooming,
There the sun is there shining,
Here the swans are here smoothly floating,
There the moon is there thinking about something,
There the rainbow is there coloring the sky,
Here the birds are here singing cheerfully,
What do we need more? 
Do we really need more?
There is this, that, these and those...
Here I am questioning the blindness of those.

Esra KURTULDU

24 Nisan 2018 Salı

Macarca Sınavı (Bir Erasmus Macerası)

 
(Fotoğraf bana aittir, 2 Ekim 2015) 

     Macaristan'da Erasmus yaptığım zamanlardan kalma bir anım, arkadaşım ve benim için adeta ölüm-kalım meselesine dönüşen bir sınav hikayesi, tıpkı sinema filminden bir kare gibiydi, şanslıydık ve hep şans bizimle oldu...

24 Mart 2018 Cumartesi

At that time

When you arrive the place you're supposed to arrive,
I will not be here and looking for you,
This rain must have stopped at the time.

10 Aralık 2017 Pazar

Eski Fotoğraf


Hapsolmak istiyorum bazen,
Ya bir fotoğrafa ya da bir çerçeveye,
Yıllar geçse bile kalmak orada, aynı şekilde.
Düşünüyorum bazen,
Ne duygular vardı,
Ne heyecanlar yaşandı,
Kim bilir kalbi nasıl atardı,
Belki de gözleri yaşlı,
Ama mutluluktan.

19 Eylül 2017 Salı

Yaşamak(!)

          

 Burnunun ucuna hafif yosun kokusu geliyordu, uykusunun arasında buna çok dikkat etmedi, denizden gelen esintiyle koku odayı sardı. Yavaştan havalanan perde önce ayak uçlarını bir iki gıdıkladı, sonra hoyrat rüzgarla beraber şakırdayarak kükremeye başladı. Sabah sabah böyle uyanmak, özellikle her esintide perdenin yüzünü kızgın kızgın okşaması onu çileden çıkartmaya yetmişti. Gözünü açtı, keskin güneş arkasındaki duvarı aydınlatıyordu. Yattığı yerden gökyüzüne baktı, masmaviydi. Tek bir bulut yoktu. Uyanmak vakti dedi içinden istemeyerek, kalktı, elini, yüzünü yıkadı. Balkona çıktı ve yosun kokusunu içine çekti, karşıdaki denize baktı. "Çok güzel!" dedi. "Çok güzel!". Bir ekmeğin arasına bir iki dilim kaşar, biraz da domates koydu ve ayaküstü atıştırdı. Hemen spor bir şeyler giyip çıktı. Kapıyı kilitlerken çantasında kalem, kağıt olmadığını gördü ve giydiği ayakkabıları çıkarmak zorunda kaldı. Odasına geri döndü, bir iki el hareketiyle eşyalarının arasına duran defterini buldu, kalem de deftere takılıydı. Çantasına attı, kapıya koştu. 

28 Temmuz 2017 Cuma

Near End


Do you feel the vibration the sound makes?
Do you feel the raindrops falling onto the floor?
By every wind, the door shakes
To protect yourself, you roar
In front of the door, no one appears 
Curious eyes stare at the dark
The dark is fallen apart by a sharp light 
Is it a stranger or someone familiar?

2 Mayıs 2017 Salı

Öğretmen Nasıl Olmalı?

    İlgili resim

     Size gerçek bir olay anlatmak istiyorum sevgili okuyucular. Bundan tamı tamına 7 yıl önce bir otobüsteyim. İlçeden şehre yolcu taşıyan otobüsler bunlar, küçük servis arabaları. Her neyse, yanıma bir kadın oturdu. Az gittik uz gittik, laf lafı açtı diyelim. 45-50 yaşlarında hafif toplu, kıvırcık saçlı bir teyzemiz bana bazı sorular yöneltti.
 
-Öğrenci misin?
-Evet öğrenciyim.
-Lise mi? Kaçıncı sınıf?
-Evet, lise 2.
-Güzel, bölümün ne?
 
İşte dram burada başlıyor...